Ülkemizin doğal güzellikleri arasında yer alan ve özellikle yaz aylarında tatilcilerin uğrak noktalarından biri olan göl, son dönemlerde yaşanan olağanüstü kuraklık koşulları nedeniyle suların çekilmesiyle morfolojik değişiklikler göstermeye başladı. Çoraklaşma tehlikesi, bölgedeki ekosistemi tehdit ederken, yerel halk ve çevreciler de duruma kayıtsız kalamıyor.
Son yıllarda artan iklim değişikliği ve mevsimsel kuraklık, gölün su seviyesi üzerinde doğrudan etki yarattı. Özellikle yaz aylarında suyun ortalama seviyesinin düşmesiyle birlikte göl çevresinde yaşamaya çalışan birçok bitki ve hayvan türü de tehlike ile karşı karşıya. Bu durum, gölün çevresindeki ekosistemin yok olmasına neden olurken, göldeki su seviyesi normalleşmediği takdirde ilerleyen dönemlerde bölgenin tamamen çoraklaşmasına sebep olabilir.
Yerel tarım üreticileri, gölden sağladıkları su kaynaklarının azalmasıyla birlikte ürün verimliliğinde de büyük bir düşüş yaşamaktalar. "Gölümüz, tarım arazilerimizin can damarıydı" diyen bölge çiftçileri, suların çekilmesinin sonucu olarak tarımsal faaliyetlerini sürdürebilmek için yeni önlemler almak zorunda kaldıklarını ifade ediyorlar. Ekonomik kayıplar, bölgedeki işsizlik oranlarını da artırarak, sosyal bir kriz ortamı yaratabilir.
Gölün geleceği için kritik bir dönüm noktasındayız. Eğer gerekli önlemler alınmazsa, bu değerli doğal kaynağın kaybı oldukça kaçınılmaz görünüyor. Devletin yanı sıra yerel halk ve sivil toplumun iş birliğiyle daha sürdürülebilir tarım yöntemleri ve su yönetim stratejileri geliştirilerek gölün korunması sağlanabilir. Öncelikli olarak, su tasarrufu artırılmalı ve göl çevresindeki tarımsal faaliyetlerde su kullanımında disiplinli bir yaklaşım benimsenmelidir.
Bölge halkı ve çevreciler, suların geri gelmesi için sosyal medya üzerinden farkındalık kampanyaları düzenleyerek destek arayışına geçtiler. Şu noktada, etkin bir kamu politikası ve toplum bilinci başta olmak üzere gölün yaşam kaynağı olan su kaynaklarının korunması tarım, turizm ve biyoçeşitlilik açısından oldukça elzem.
Sonuç olarak, gölümüzün yeniden eski su seviyesine ulaşabilmesi için herkesin elbirliğiyle sorumluluk alması gerekiyor. Aksi takdirde, sadece göl değil, ekosistemin geleceği de tehlikeye girmiş olacak. Herkes için yaşanabilir bir çevre yaratmak adına sorumluluklarımızı yerine getirmemiz ve doğayı korumamız şart. Sıfırdan başlayan bir koruma mücadelesinin, belki de en önemli aşamalarından biri de bu süreç içinde sürekli bilinçlenmesi ve uygulamaların yaygınlaştırılmasıdır.